iki haftadır salı toparlıyor pazartesi dağılan kafamı..
ve yine salı..başı yine geçen salı gibi çok başarılı değildi..geçen salıdan farklı ders vardı bu salı'da ama işte geçen hafta gelemeyen hatta yerine ne iyi edip de zeynep hocayı gönderen hocayla, geriye kalan son hocayla da tanışmış olduk..
keşke değiştirebiliyor olsaydık diyorum..yada başka seçeneğimiz olsaydı..başka bir hocadan almayı tercih ederdim..
pazartesi üstüne bir de bu hoşuma pek gidemeyen tanışma ardından yine azıcık inmişti işte moraller..bir yandan da şu bir haftadır olan hızlı yaşamanın, zamansızlığın ve dolayısıyla da yapmak isteyip de yapılamayanların iç sıkıntısı..
sonrasında yine yüreğime sular serpildi..ve işte bu adamı, daha doğrusu bu çocuğu ben tanıyorum..önceden de biliyorum hissi..keyif keyif keyif..gerilmek istemiyorum artık ey insanlık!..güzel beyin rüzgarları fırtınalarıyla dolu, hayattan şeylerle dolu, kitap tavsiyeleri, internet siteleri izlenceleri..
ah bugünün iki güzel kazancı..biri bager'den, diğeri bugün tanıştığım ve hemen ısındığım neslihan'dan..(vay hala hatırlıyorum ismini..oley :))
hemen bakıyorum not defterime neler yazılı (yazım hatası olabilir):
- Tony Gatlig
- Vengo
- exils
- Godjo Dilo
ve sanırım bunu izlemiştim ama
- kaplumbağalar da uçar
ve bagerden de
- Ted videoları
- Santa Claus'a Yolculuk
- Bitmeyecek Öykü
bu bekar salı en güzel bira eşliğinde balık ekmekle biterdi..öyle de oldu..
18 Ekim 2011 Salı
çantalar elimizde, uzun ip belimizde biz gideriz çizmeye hey çizmeye :)
ve okulun ikinci haftasına girdik bile..en sevdiğim dersin en güzel günden (cuma tabii ki :)) pazartesi'ne atılmış olmasının can sıkıcı tadı ile gittim okula..evet pazartesiyi güzelleştirebilecek bir etkendi belki ama, öyle çok cuma'nın özgürlüğüne ihtiyacı olan bir dersti ki, pazartesi olması bana soğuk duvarları hissettirdi..pazartesi o dersle daha güzel olmadı ama cuma'nın güzelliğinden cidden birşeyler eksilmişti..sanırım pazartesiler ya boş olmalı, yada boş :)
bir dolu malzemeyle gidecektik..abuk subuk ne olursa çizim yapılabilecek..çizim derken aklınıza yalnızca kalemi kağıdı getirmeyin sakın ha! derse getirdiğim çizim örnekleri arasında ilginç olanları vardı gazete rulolarıyla olan mesela veya kahve ile, şarap ile yapılan çizimler..nakış olarak yapılanlar..şablonlar..kaldırım çizimleri tebeşirle sanıyorum..ışıkla..kablolarla..kısaca bir dolu bir dolu şey olabilir..ordinary comics'i severek takip ederim mesela oradan aldığım ve genelde çizimlerde beğendiğim bir tür olan gerçekle çizimin bir arada kullanıldığı çizimlerden de örnek olarak koymuştum hocanın istediği 50 çizim imajı klasörü içine..yada mesela fotoğraf kağıdının arkasına yapılmış çizim yine ordinary comics'ten..ve işte selam olsun diye tim burton, nevin abla, mouline rouge posterinden, smashing magazine vs. de vardı..
benim aklıma bunca zamandır biriktirdiğim nice şey geldi aslında..hep bir zamana sakladığım nice şey..kıyamadığım, hep kafamda projelerde kullanabileceğimi tasarladığım ama bir türlü de vücut bulamadığı..o kadar da haksızlık etmeyeyim tamam, bir kısmını zaman zaman, ihtiyaç doğdukça kullanmadım değil, o kadar da üstlerine dantel serip de evin köşelerinde tutmadım..ama sakladım evet tamam..kıymetlendirdim..sanki fazla kıymet verip de kıymetsizlendirmek gibi eh ne de olsa kullanılmayan bir malın kıymeti tartışılır olsa gerek şu hayatta..
ve evet..neler getirebilirdim..kablolarımı getirebilirdim pek tabii ki..gerçekten çizmeye, boyamaya yarayacak dolu şeyimi..keçelerimi belki evet..ip belki..midye kabuklarım olsun, ağaç birikintilerim, el işi kağıtlarım..renkli renkli..boncuklarım tabii, neden olmasın..ama hepsini taşımak istemedim..sahipliğin özgürlük kısıtlayıcılığı altında elim kolum bağlansın, kontrol çabam tavan yapsın istemedim..ne de olsa dedim ya kıymetlilerimdi, birikintilerim ve çarçur olsun da istemedim hemen..o yüzden kısıtlı ama kullanışlı olarak bir iki parça şey aldım yanıma..renkli şu yılbaşı süslerini filan yaptığımı kağıtlardan sarı ve mavi, olası güneş ve denizim için..özellikle deniz için beğendiğim bir malzemeydi..kahve, safran ve şarap renklerini denemek için..oluklu mukavva parçası, mandalina önce kendini yiyio sonra da kabuğundan bir şekilde faydalanabilirim diye ki önce rengi itibariyle faydalanırım diye düşünmüştüm..kürdan zaten yanımda vardı sonradan varlığı ile aklımı gıdıklayacaktı bir anlık da olsa..boya kalemi götürdüm, şöyle suyla sulu boyaya dönen cinsten..resim kağıdı, design weekten aldığım boş rozetlerden birini, zarf alacaktım unutmuşum..uhu, makas, bir de kara kalem cinslerinden bir de iki tane kulak çubuğu götürdüm, yaymada vs yararlanırım düşüncesiyle..kablolalarımı sonraya sakladım..
neler getirmişti insanlar..kimisi yalnızca kara kalem veya boyayla gelmiş..kiminde ise mesela oje vardı, ketçap vardı ki boşuna denemeyin ketçap renk vermekte işe yaramıyormuş..kahve çekirdeği getiren vardı..böyle çiçek gibi yamalardan, renkli ip vardı, mandalina yine getirmişlerdi kimi dilimini de dahil ederek çalıştı hatta..seramik karo vardı üzerine çizim yapılmak üzere..peçeteye yapanlar oldu ve başarısız sonuç alan..
nasıldı ders..benim için en azından..önce kahve, safran ve şarabı denedim..içlerinden en zevk aldığım sanırım kahveydi..aslında şarabın da tatlı bir rengi oluyor düzgün çizebileceğin bir şey varsa..benim yanımda bir de mürekkep ve onu kullanmak için ne diyorlardı ona divit mi atıyor muyum acaba neyse işte o da vardı ama pek keyifli değildi kullanması en azından benim için..renkleri denemeden önce bir iki çizim yapmayı denedim..sonra da en son elimdekilerle alalacele hızlı bir kompozisyon kurdum..el işi dersi sonucu çıkaran..çocuksu bir şey..tamamlayamadan da daha ders bitti..bir esprisi ve çizim eksik kalmıştı..fotoğrafında da görürsünüz belki bir de balık tutan bir adam olacaktı, belki biraz gazete kağıdından ve belki de oltanın ucu güneşe kadar gidecekti..o an'a gelemedik ki kim bilir..
diğer çizimlerle birlikte hepsine göz gezdirdik..çoğu el işi dersi sonucu çıkacak diğer işlerle birlikte..
diğer çizimlerle birlikte hepsine göz gezdirdik..çoğu el işi dersi sonucu çıkacak diğer işlerle birlikte..
yalnız şöyle bir etkisi oldu dersin üzerimde..bilmiyorum aslında pazartesiyle bir arada olan bir etki midir bu çünkü geçtiğimiz pazartesi de hislerim pek iyi sayılmazdı ve yine bu tipte bir karışıklığın içine girmişti işte kafam..bir kere bu değildi, içimde çıkamayan birşeyler vardı..çıkıp çıkamayacağına da emin olmadığım, hatta dönüş yolunda düşündüğüm üzere belki de olduğunu sandığım yalnızca..ikincisi ve asıl önemlisi ise devasa korkumdu..evet korkuyordum..kalemi elime alıp da çizim yapmaya korkuyordum..
aslında şöyle bir durum da var..hoca malzemeyi tanıyın demişti..amacımız sanki biraz daha böyleymiş gibi..oyun oynuyoruz demişti, rahat olun, özgür olun vs..tabii nereden başlayacağını bilememek kötü..bir de sonrasında işleri sergileyip de yorumlamak da garipsediğim daha doğrusu hazırlıklı olmadığım bir durumdu..hiç bir iş çıkarmamış da olabilirdim ki sergilenmesi durumu insanı sergilenmeye değer birşeyler ortaya koyma sınırlılığına itiyor gibi geliyor bana..yalnızca oynayabilmeliydik, aslında o da böyle istediğini söyledi birkaç kez hatta ama..yine de sonrasında olan bana biraz çocukluğumdaki travmalardan birini hatırlatabilecek türden bişeydi..sen yap ben ilgilenmiyorum, ben bakmıyorum deyip de sonradan bununla sana gelinmesi durumu..ne yapmışsın getir bakayım dendiğinde..aslında zeynep hocanın(pek sevimli hocamız) hiç böyle bir tavrı yoktu ve olamazdı da, zaten hiç öyle biri olmadığının tanımasamda ateşli savunucularından biri olabilirim..o da bir diğer kişi zaten bu bölüme gelmemde etkisi olan..kendi hiç bilmese de :)
sonuç olarak garip bir histi sonda yaşadığım..ve daha sonraları beni engelleyebileceğinden korktuğum bir şey de ayrıca..sen şimdi yap yap ama sonra dersin sonunda bakacağız hepsini yatırıp da..hmmmm (işaret parmağım salınır öne arkaya burada:))
çizim korkusu..evet açık açık bir çizim korkusu oluşmuştu bende..güdük hissetme, sanki bir parçan yokmuş, yada kullanamıyormuşsun hissinde..engellenmiş..korkak..
sonrasında zeynep hocanın da tavsiyesiyle genel olarak sınıfa yaptığı yanımda bir küçük eskiz defteri taşımaya karar verdim..boşluklarımda karalayacağım korkmadan..ne de olsa yaptıkça yaptıkça..
14 Ekim 2011 Cuma
art'ık baslangıç..
'hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm' nikos. k.
başlangıçlara alışmak zordur elbet..
yeni bir yere, bir duruma..
ilk kez bir yere alışma halimi, sürecimi birebir gözlemlediğimde erasmus öğrencisiydim..belçika'ya erasmus için gitmiştim..ilk bir hafta, her gün, ama istisnasız her gün rüyamda türkiye'den ayrılışımı türlü türlü senaryoyla gördüm..defalarca ayrıldım, uçağa yetişme stresi, bıraktıklarımın özlemi..
şansıma bir de ilk günler türkiye ile belçika arasındaki en önemli, daha doğrusu benim için en önemli farkı farketmiştim..ve gökyüzünün mavi olmasının, güneşi görmenin benim için ne kadar önemli olduğunu da..bir de bir kaç gün öncesinde olimpos havasını, deniz havasını, güneşi bol bol içime çekmişken, birden bire karşılaştığım bu grilik beton gibi vurmuştu işte yüzüme, tenime, gözlerime, dudak kıvrımlarıma..asılmıştı iki yanına..bir hafta boyunca göstermemişti güneş yüzünü..henüz güneşte karamelleşmiş tenim de soğuğu yiyince, üstüne bir de "yeni yer gribi" eklenince..direnmişti belki bedenim bu gri ülkeye, alıştırmamak adına içimi de..bir hafta, güneşsiz, yıldızsız, aysız geçen..
sonra, tam bir hafta sonra, bir şey oldu, sanki bir anda gibiydi..netti, çizgi gibi önce'den bir ayrım vardı..evet tam bir hafta sonra..güneşi gördüm ve hatırladığım kadarıyla hayatımda ilk kez güneşi gördüğüm için bu kadar mutlu oldum..telaşla, coşkuyla taşa taşa..ilk işim günlerdir donduğum ve incecik şeyler (kalın olanlar henüz yerleşmem gereken yerde olmadığım için açamadığım vakum poşetleri içindeydi valizimde) getirdiğim için de kat kat giydiğim şeylerden kurtulmak oldu ve sonra bisikletime atladığım gibi yolun en güneşli yerlerinden güle oynaya gezdim durdum..ilk kez güneşten kaçarak yürümüyordum işte..nasıl da daha önce hiç farketmemiştim hayatımdaki önemini güneşin..
takip eden akşamlarda da ayı ve yıldızları gördüğüm için artık rahattım..
ve işte diyorum ya o ilk haftanın sonunda ben ilk kez mutlu olduğumu hissetmiştim..Artık aklım öncesinde, geride bıraktığım yerde değildi..oradaki hayatımda, günlerimdeydi..düşündüğüm sokaklar artık bu bulunduğum sokaklardı..planlarım oraya aitti..ilk kabulleniş ama çaresizce değil de mutlu olarak..isteyerek..ve işte alışmanın ilk hali..
bu süreç benim için bir hafta sürmüştü..oraya gelen kimi insanlar için iki hafta, kimisi için de bir ay..belki başka biri için de bu süreç hemen bir günde yaşanabilir elbette..veya ilk dakikada..
o yılların üzerinden üç yıl geçmiş..geçmiş bitmiş..
bu hafta da yine benzer bir hissi farkettim..erasmus sonrasında hayatımda alışmamı gerektirecek ciddiyette birşey olmadığı için sonrası bir boşluk, bir bocalama belki, o kadar hayatımdan uzaklaştıktan sonra yeniden ve yine bir şeyi değiştirmeden dönmüş olmanın sıkıntılı hali..
oysa biraz o kaçış da bir içe dönme niyetliydi..bir kendini arama..bir dışarıdan bakma herşeye..beni rahatsız eden o karın ağrısına..takip eden yıllarda devam etmesini istemediğim birşeyin içinden bir çıkış yolu aramaya..
tam olarak bir yol bulup da döndüğümü söyleyemeyeceğim..öyle ki üstüne 2 yılı geçirmişim de..daha fazlasını geçirmemek içinse, sonunda harekete geçebildim..ve radikal kararlara bağlanan o adımları hele şükür, 30. yaşımda atabildim..
ve bu hafta da bu yeni kararların, yeni yaşamımın ilk haftasıydı..oldukça yoğun geçen bir süreçten sonra..nedendir bilemiyorum, çözemedim hep bu dönemlerim çok yoğun, anlayamayacak hızda geçiyor..hep bir telaşlı..bir yere kadar duruyorsun, bekliyorsun, bir tarihe kadar belki veya bir habere kadar ve sonrasında herşey art arda, hatta üst üste binerek yaşanıyor tam yol ileri..gerçi belki bu yoğun olma hali birşeyleri de daha kolay kılıyor olabilir bir yandan..
30 yaşına kadar kurduğum hayat bu hafta yeniden kendini 18'ine sardı..on sekizinde yeni bir başlangıca..onca okumuş olduğum yıllar ardından ve çalışmış hatta, yeniden başladım hayata..ilk kez kendim için bir şey yaptığımı hissederek..ve bunun sarhoşluğunda..artık özgürdüm..hayatımda ilk defa belki de, belçika kısmı dışında, kendimi özgür hissetmiştim..tam anlamıyla ilk defa özgür!
bu hafta ilk kez ne oldu biliyor musunuz..ben ilk kez suçluluk hissetmedim geçen zaman için..geçen günler ilk kez üzmedi beni..zaman kaybediyormuş gibi değil de sanki değişik bir zaman biçiminin içinde hatta biraz da bulutlar üzerinde hissettim..kendimi ilk kez isteyerek bir akışa kaptırmıştım..bir dal aramayarak tutunmak için..
başta çok emin değildim başladığım okuldan..zaten bir kişi dolayısıyla ikna olmuş ve iki-üç kişiyi gözüme kestirerek, iki-üç kişiye umut bağlayarak, güvenerek gitmiştim..yanlış anlamayın, hiç tanımadığım iki-üç kişi..
sonra beklentimden daha iyi birşeyler olacağına dair umutlandım bu bir hafta boyunca..ilk gün kafam karıştı..yapmak istediğim, burada olabileceğim, gerçekte olan vs. vs..ve ikinci gün..beni ikna eden kişiye açtıktan sonra kendimi bir toplantı yapmamızı istedi toplanıp da hemen dersten sonra..ve sonra herkes sorularını sordu..o gün gerçekten de emindim artık burda olmak istediğimden, doğru yolda olduğumdan, en azından doğru insanla tanıştığımdan..ve gün sonunda, ikinci günün sonunda eve mutlu olarak gittim..ve işte evet, burası için de ayrımım başlamıştı..yada bitmiş..işte aittim..hissettim..hatta ertesi gün eski okula dönme fikri, son işleri halletmek için dahi olsa öyle uzak geldi ki bana..öyle soğuk şeyler uyandırdı ki..sanki yıl olmuştu oraya gitmeyeli, bulunmayalı..oysa henüz geçen hafta, daha çok da olmadı yani, geçen hafta orada bambaşka telaşlar içinde koşturuyordum, hakkımı arıyordum gider ayak..oysa üstünden birkaç gün geçti geçmedi..çoktan tarihime karışmıştı bile işte..
onunla, tüm bu ikna olup da harekete geçmemi sağlayan kişiyle bir araya geldiğim için kendimi şanslı hissettim..bütün bu istediğim şeyleri çok daha farklı birileriyle birlikte, çok daha farklı ortamlarda yapıyor olabilirdim..aslında o şansı sadece kendim için değil, daha çok bütün o ilk kez başlayanlar için hissettim..hiç ne kadar kötü olabileceğini görmeyeceklerdi işte..nasıl olabileceğini..gerçi belki bu sebeple anlayamayacaklardı da kıymetini..
ondan, ikna ve motivasyonda bu kadar bu kadar iyi olan o birinden kişisel bir isteğim var, dilek istek karışımı birşey..umuyorum bir gün, şimdi değil ama, şöyle biraz daha olgunlaşıp, biraz daha pişip de hani tadından bayıla bayıla yenilen tatlılar gibi olduğunda, çınar gibi dururlar ya bazı hocalar vardır, geçen onlarca yılın ardından, güzel güzel tecrübeler yaşadıktan sonra bir dolu en değerli zamanlarına gelmiş, işte o zamanlarına geldiğinde bir devlet okulunda çalışması ve bu şansı oraya gelenlere, gelebileceklere de vermesi..
kafası çalışan, kendi gibi sadece kendi gibi olan insanları seviyorum..
başlangıçlara alışmak zordur elbet..
yeni bir yere, bir duruma..
ilk kez bir yere alışma halimi, sürecimi birebir gözlemlediğimde erasmus öğrencisiydim..belçika'ya erasmus için gitmiştim..ilk bir hafta, her gün, ama istisnasız her gün rüyamda türkiye'den ayrılışımı türlü türlü senaryoyla gördüm..defalarca ayrıldım, uçağa yetişme stresi, bıraktıklarımın özlemi..
şansıma bir de ilk günler türkiye ile belçika arasındaki en önemli, daha doğrusu benim için en önemli farkı farketmiştim..ve gökyüzünün mavi olmasının, güneşi görmenin benim için ne kadar önemli olduğunu da..bir de bir kaç gün öncesinde olimpos havasını, deniz havasını, güneşi bol bol içime çekmişken, birden bire karşılaştığım bu grilik beton gibi vurmuştu işte yüzüme, tenime, gözlerime, dudak kıvrımlarıma..asılmıştı iki yanına..bir hafta boyunca göstermemişti güneş yüzünü..henüz güneşte karamelleşmiş tenim de soğuğu yiyince, üstüne bir de "yeni yer gribi" eklenince..direnmişti belki bedenim bu gri ülkeye, alıştırmamak adına içimi de..bir hafta, güneşsiz, yıldızsız, aysız geçen..
sonra, tam bir hafta sonra, bir şey oldu, sanki bir anda gibiydi..netti, çizgi gibi önce'den bir ayrım vardı..evet tam bir hafta sonra..güneşi gördüm ve hatırladığım kadarıyla hayatımda ilk kez güneşi gördüğüm için bu kadar mutlu oldum..telaşla, coşkuyla taşa taşa..ilk işim günlerdir donduğum ve incecik şeyler (kalın olanlar henüz yerleşmem gereken yerde olmadığım için açamadığım vakum poşetleri içindeydi valizimde) getirdiğim için de kat kat giydiğim şeylerden kurtulmak oldu ve sonra bisikletime atladığım gibi yolun en güneşli yerlerinden güle oynaya gezdim durdum..ilk kez güneşten kaçarak yürümüyordum işte..nasıl da daha önce hiç farketmemiştim hayatımdaki önemini güneşin..
takip eden akşamlarda da ayı ve yıldızları gördüğüm için artık rahattım..
ve işte diyorum ya o ilk haftanın sonunda ben ilk kez mutlu olduğumu hissetmiştim..Artık aklım öncesinde, geride bıraktığım yerde değildi..oradaki hayatımda, günlerimdeydi..düşündüğüm sokaklar artık bu bulunduğum sokaklardı..planlarım oraya aitti..ilk kabulleniş ama çaresizce değil de mutlu olarak..isteyerek..ve işte alışmanın ilk hali..
bu süreç benim için bir hafta sürmüştü..oraya gelen kimi insanlar için iki hafta, kimisi için de bir ay..belki başka biri için de bu süreç hemen bir günde yaşanabilir elbette..veya ilk dakikada..
o yılların üzerinden üç yıl geçmiş..geçmiş bitmiş..
bu hafta da yine benzer bir hissi farkettim..erasmus sonrasında hayatımda alışmamı gerektirecek ciddiyette birşey olmadığı için sonrası bir boşluk, bir bocalama belki, o kadar hayatımdan uzaklaştıktan sonra yeniden ve yine bir şeyi değiştirmeden dönmüş olmanın sıkıntılı hali..
oysa biraz o kaçış da bir içe dönme niyetliydi..bir kendini arama..bir dışarıdan bakma herşeye..beni rahatsız eden o karın ağrısına..takip eden yıllarda devam etmesini istemediğim birşeyin içinden bir çıkış yolu aramaya..
tam olarak bir yol bulup da döndüğümü söyleyemeyeceğim..öyle ki üstüne 2 yılı geçirmişim de..daha fazlasını geçirmemek içinse, sonunda harekete geçebildim..ve radikal kararlara bağlanan o adımları hele şükür, 30. yaşımda atabildim..
ve bu hafta da bu yeni kararların, yeni yaşamımın ilk haftasıydı..oldukça yoğun geçen bir süreçten sonra..nedendir bilemiyorum, çözemedim hep bu dönemlerim çok yoğun, anlayamayacak hızda geçiyor..hep bir telaşlı..bir yere kadar duruyorsun, bekliyorsun, bir tarihe kadar belki veya bir habere kadar ve sonrasında herşey art arda, hatta üst üste binerek yaşanıyor tam yol ileri..gerçi belki bu yoğun olma hali birşeyleri de daha kolay kılıyor olabilir bir yandan..
30 yaşına kadar kurduğum hayat bu hafta yeniden kendini 18'ine sardı..on sekizinde yeni bir başlangıca..onca okumuş olduğum yıllar ardından ve çalışmış hatta, yeniden başladım hayata..ilk kez kendim için bir şey yaptığımı hissederek..ve bunun sarhoşluğunda..artık özgürdüm..hayatımda ilk defa belki de, belçika kısmı dışında, kendimi özgür hissetmiştim..tam anlamıyla ilk defa özgür!
bu hafta ilk kez ne oldu biliyor musunuz..ben ilk kez suçluluk hissetmedim geçen zaman için..geçen günler ilk kez üzmedi beni..zaman kaybediyormuş gibi değil de sanki değişik bir zaman biçiminin içinde hatta biraz da bulutlar üzerinde hissettim..kendimi ilk kez isteyerek bir akışa kaptırmıştım..bir dal aramayarak tutunmak için..
başta çok emin değildim başladığım okuldan..zaten bir kişi dolayısıyla ikna olmuş ve iki-üç kişiyi gözüme kestirerek, iki-üç kişiye umut bağlayarak, güvenerek gitmiştim..yanlış anlamayın, hiç tanımadığım iki-üç kişi..
sonra beklentimden daha iyi birşeyler olacağına dair umutlandım bu bir hafta boyunca..ilk gün kafam karıştı..yapmak istediğim, burada olabileceğim, gerçekte olan vs. vs..ve ikinci gün..beni ikna eden kişiye açtıktan sonra kendimi bir toplantı yapmamızı istedi toplanıp da hemen dersten sonra..ve sonra herkes sorularını sordu..o gün gerçekten de emindim artık burda olmak istediğimden, doğru yolda olduğumdan, en azından doğru insanla tanıştığımdan..ve gün sonunda, ikinci günün sonunda eve mutlu olarak gittim..ve işte evet, burası için de ayrımım başlamıştı..yada bitmiş..işte aittim..hissettim..hatta ertesi gün eski okula dönme fikri, son işleri halletmek için dahi olsa öyle uzak geldi ki bana..öyle soğuk şeyler uyandırdı ki..sanki yıl olmuştu oraya gitmeyeli, bulunmayalı..oysa henüz geçen hafta, daha çok da olmadı yani, geçen hafta orada bambaşka telaşlar içinde koşturuyordum, hakkımı arıyordum gider ayak..oysa üstünden birkaç gün geçti geçmedi..çoktan tarihime karışmıştı bile işte..
onunla, tüm bu ikna olup da harekete geçmemi sağlayan kişiyle bir araya geldiğim için kendimi şanslı hissettim..bütün bu istediğim şeyleri çok daha farklı birileriyle birlikte, çok daha farklı ortamlarda yapıyor olabilirdim..aslında o şansı sadece kendim için değil, daha çok bütün o ilk kez başlayanlar için hissettim..hiç ne kadar kötü olabileceğini görmeyeceklerdi işte..nasıl olabileceğini..gerçi belki bu sebeple anlayamayacaklardı da kıymetini..
ondan, ikna ve motivasyonda bu kadar bu kadar iyi olan o birinden kişisel bir isteğim var, dilek istek karışımı birşey..umuyorum bir gün, şimdi değil ama, şöyle biraz daha olgunlaşıp, biraz daha pişip de hani tadından bayıla bayıla yenilen tatlılar gibi olduğunda, çınar gibi dururlar ya bazı hocalar vardır, geçen onlarca yılın ardından, güzel güzel tecrübeler yaşadıktan sonra bir dolu en değerli zamanlarına gelmiş, işte o zamanlarına geldiğinde bir devlet okulunda çalışması ve bu şansı oraya gelenlere, gelebileceklere de vermesi..
kafası çalışan, kendi gibi sadece kendi gibi olan insanları seviyorum..